ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLMAK İÇİN ALTTAKİ LİNK İ TIKLA

ANADOLU SELÇUKLULARI

ANADOLU SELÇUKLULARI
Türkiye tarihinin önemli bir kısmı olan Anadolu Selçuklu Devleti, yalnız siyasi yönden değil; medeniyet yönünden de Türk tarihi içinde çok önemli bir yer tutar. Çünkü Anadolu Selçukluları Anadolu’ya yepyeni bir ruh, yepyeni bir hayat görüşü ve Türklslam kültürünü getirmişlerdir.
Büyük Selçuklu Devleti’nin temelini oluşturan Oğuzlar, Horasan ve İran’a yerleşerek büyük bir İmparatorluk kurmuşlardır.

İslam medeniyeti ile tanışan Türkler, kültür, dil ve teşkilat yönünden Arap ve Iranlılann etkisi altında kalmış; ama milli benliklerini kaybetmemişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti’nin teşkilat ve yapısını Anadolu’da sürdüren Anadolu Selçuklulan ve Anadolu Beylikleri, Türklslam medeniyetini hazmederek kalıcı bir tarzda Anadolu’ya yerleştirmişlerdir.

Bizanslılar döneminde harap olan Anadolu’yu, inşa ettikleri muhteşem sanat eserleriyle, Türklslam amgasını vurarak vatan yapmışlardır.Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesine kadar Bizans’ın diğer kavim ve mezhepleri yok etmek ve Rumlaştırmak gayretleri karşısında bunalmış olan Ermeni, Süryani ve Gürcülere, Islamiyetin şefkat ve müsamahası ile rahat nefes aldırmış; Türk devletine sevgi ve hürmetle bağlanmalannı sağlamışlardır.

Anadolu Selçuklulannın bıraktığı eserlerin kalıntılan dahi Anadolu’daki Türk hakimiyetinin tapu senetleri olarak yükselmekte ve büyük medeniyetin haşmetini ispatlamaktadır.

Devlet Yönetimi
Büyük Selçuklu Devleti’nde olduğu gibi Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti’nde de devlet, millete hizmet esasına dayanmaktaydı. Eski Türkler gibi, Selçuklular da sultanlarının ilahi bir takdir ile görevlendirildiğine inanırlardı.

Anadolu Beyliklerinde Hükümdar: Selçuklu sultanlarının sahip oldukları bütün hak ve görevler, miras yoluyla şehzadelere de geçerdi. Bu bakımdan hükümdar ailesinin bütün erkekleri, tahta geçmeye adaydılar. Zaten bu durum, hükümdarın soyundan gelen şehzadeler arasında taht mücadelelerine sebep olurdu.

Daha evvelki Türk devletlerinde olduğu gibi, Selçuklularda da devletin hükümdar ailesinin ortak malı sayılması, bu mücadelenin başlıca sebebi idi. Bunun dışında devlet adamlarının (vezir, emir ve beyler) teşvikleri, Bizans’ın entrikaları, bu mücadeleleri körüklemiş ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışına kadar devam etmiştir.

Hatta Anadolu Selçuklu Devleti’nde bir ara, iki veya üç sultanın devletin başına geçerek idare ettiği görülmüştür. Selçuklularda sultan olmak için bir veraset kanunu yoktur. Hanedan soyundan bir kişinin sultan olması ancak devlet büyüklerinin ve beylerin sayesinde mümkündür.

Yeni sultan tahta oturduktan sonra devlet büyükleri ve emirler, ona bağlılık yemini (biat) ederlerdi.
Yeni sultan için cülus töreni düzenlenir ve şerefine para saçılırdı. Bu töre Türk örfi hukukundan kaynaklanır. Yeni sultan biattan sonra vezir, emir ve devlet büyüklerine Miatlar giydirir; atamaları yapar; beğendiği memurları görevlerinde tutar ve tutukluları affederdi.

Sultanlar tahta geçince halifeye, elçiler ve hediyeler göndererek, sultanlıklarının onaylanmasını isterlerdi. Halifeler de sultanın hükümdarlığını kabul edip onayladıklarını bildiren ferman (menşur) ile birlikte hilat,sarık, asa,alem gibi hediyeler gönderirlerdi. Selçuklu sultanları, hutbelerde önce tslam halifesinin adını, sonra kendi adlarını okutur; ayrıca kestirdikleri paralara da, devrin halifesinin adıyla kendi adlarını yazdırırlardı. Halifenin yardım istemesi halinde, Anadolu Selçuklu sultanları da, Büyük Selçuklu sultanları gibi halifeye yardım ederlerdi.

Sultanlar bütün Türk devletlerinde olduğu gibi devletin en üst düzeydeki yetkilileriydi. Çok iyi eğitim ve öğretim görürlerdi. Devlet idaresine, şehzadeliklerinde tayin edildikleri vilayetlerde, tecrübeli atabek veya lalalar tarafından hazulanırlardı. Sultanların en büyük ve ortak özelliği, halkı bir baba gibi koruyup gözetmeleriydi.

Müslüman, Ermeni ve Rum toplumlarına karşı adaletli davranırlardı. Fark gözetmezlerdi.Selçuklu sultanları aynı zamanda ordunun başkomutanlarıydı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemi sayılan Alaettin Keykubat’ın ölümüne kadar sultanlar, haftanın iki gününde halkın şikayetlerini dinler ve adalet dağıtırlardı.
Sultanlar devlet adamlarının görevlerinde yaptıkları ihmal veya ihaneti affetmezlerdi.

İşlenen suçların önemine göre suçluları teşhir eder, hapis, görevden atma ve idam cezalanna çarptınriardı. Bütün bunlann yanında, kendilerinden davacı olunduğu takdirde, şer’i mahkemelerde kadının vereceği karan, müdahale etmeksizin saygıyla beklerlerdi.

Selçuklularda hükümdarlık alametleri;
1.Hutbe okutmak,
2.Para kestirmek,
3.Nevbet çaldırmak,
4.Sancak,
5. Saltanat şemsiyesi’dir (Çetir).
Moğolların Anadolu’yu istila etmelerine zemin hazırlayan Kösedağ felaketine kadar Selçuklu sultanlan, devlet yönetimindeki en büyük güç kaynağı ve tek otoriteydiler. Bu istiladan sonra sultanlar, Moğolların emriyle değiştirilen birer vali durumuna düşmüşlerdir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nde olduğu gibi, Anadolu beyliklerinde de, devleti aile arasından seçilen bir reis yönetirdi. Ailenin diğer fertleri de ülkenin çeşitli yerlerinde valilik görevini yürüterek devlet idaresinde hak ve söz sahibi olurlardı. Devleti idare eden reise Ulu Bey veya Sultan unvanı verilirdi.

Merkez Yönetimi: Devletin işleri Divanı Saltanat denilen danışma kurulu, yani bakanlar kurulunda görüşülerek karara bağlanırdı. Divanı Saltanata vezir başkanlık eder, emrinde katip ve tercümanlar bulunurdu.

Divanın diğer üyeleri ise Naib, Hazine vekili, Atabey, Müstevfi (Maliyeci), Pervaneci (Dirlik bakanı) ve Tuğra reisi idi. Emiri Şimşir denilen subay, divanın muhafızı olarak dışarda beklerdi. Divanda görüşülen işler “Defatiri Divanı ala” (yüksek divan defteri)’ya yazılırdı. Büyük Selçuklulardan farklı olarak, Anadolu Selçuklulannda Niyabeti saltanat ve pervanecilik görevleri vardı.

Niyabeti saltanat görevinde bulunan naibin görevi., hükümdarın olmadığı anlarda merkezde devlet işlerini yürütmekti. Pervaneci ise, Divanı Saltanatta bulunan arazi defterlerindeki has ve ikta ile ilgili dağıtım işlerini yapan, bununla ilgili emir ve fermanları hazırlayan bölümün ilk ve en yüksek sorurolusuydu.

Memleket Yönetimi: Anadolu Selçuklu Devleti’nde, önceleri iznik, daha sonra da Konya başkent olmuştu. Memleket üç kısma ayrılarak yönetilirdi. Bu yönetim şekli merkezi özellik gösterirdi. Yani ülke, merkezdeki büyük divanın (divanı ala) kararlan dışına çıkmaz, görevliler verilen emirlere göre hareket ederlerdi. Memleket yönetiminde söz sahibi görevlilerin başlıcaları şunlardı:1-Melikler (emirler),2-Subaşılar,3-Uç beyleri,4-Dizdarlar.

1-Melikler (emirler): İllerin başında, hükümdar soyundan bir şehzade(melik) bulunurdu. Bu melikler merkezden atanır ve atabeylerin yardımlarıyla bulundukları şehirleri yönetirlerdi. İller şimdiki gibi ilçelere ve köylere aynlırdı.
2-Subaşılar: Şehirlerin asayiş ve güvenine, subaşı adı verilen askeri komutanlar bakarlardı. Subaşılar, merkezdeki beylerbeyine bağlı olurlardı. Herhangi bir sefere çıkılacağı zaman, subaşılar askerlerinin başında orduya iştirak ederlerdi.
3-Uç Beyleri: Türkler, Bizanslılarla aralanndaki hudutlara, Türkmen kabilelerini yerleştirmişlerdi. Zaman zaman akınlar yaparak, hem düşman toprakların in keşfini yaparlar, hem de düşmanı hırpalarlardı. Bu kabilelerin başlarındaki reislere, Uç beyleri denirdi. Uç beyleri de, uç beylerbeyinin emrinde olurlardı.
4-Dizdarlar:Kaleleri dizdar adı verilen kale komutanlan savunurlardı.

Toprak Yönetimi: Anadolu Selçuklu Devleti’nde, islam fetih hukukuna dayanılarak memleket, devlet mülkiyetine sokulmuş ve çiftçilere işleyebilecekleri miktarda toprak verilmiştir. Böylece hem halkın toprak sahibi olmalan sağlanmış; hero de uygulanan miri sistemle bir kanş toprağın dahi boş kalmaması sağlanmıştır. Devlete ait topraklar,1-Has 2-İkta 3-Haraci olmak üzere üçe ayrılırdı.

1-Has: Sultanın şahsına ait olan bağ, bahçe, tarla, koru ve otlak gibi arazı parçalan olup, buralardan alınan aşar ve vergiler ihtiyaç hazinesine yatınlmaktaydı.

2-İkta: Görev karşılığında meliklere/emirlere, askerlerine ve tımarlı sipahilere verilen topraklardı.
İkta sistemi Büyük Selçuklular tarafından icat edilmiş olup, Anadolu Selçuklulan tarafından da uygulanmıştır. Bu sistem hem askerlerin alacaklan maaşlara ikta ile karşılanmasını, hem de topraklann işlenmesini sağlamıştır.

İktalarda çalışan ve reaya denilen köylü ve çiftçilerden alınacak vergi, her yıl bakanlar kurulunca belirlenirdi. Vergi tespitinde bölge durumu, üretim maddesinin türü ve verimi gözönüne alınırdı Bunların dışında, devlet arazisi denilen arazii emiri’yeden ayn olarak; vakıf ve mülk arazileri vardı.
Vakıf arazisi; cami, mescid, medrese, hastane gibi vakıf kurumlarının idaresi ve bakımı için gelir sağlayan arazilerdi.

Mülk arazisi; ise devlet arazisinden ayrılarak, hizmetleri sebebiyle bazı kişilere verilmiş ve daha sonra onların çocuklarına bırakılmış topraklardı. Mülk arazisi, sahibinin elinden alınmazdı. Arazi sahibi toprağını ister miras bırakır, ister satar, ister vakfa bırakırdı.

3-Haracı: Müslüman olmayanların topraklarına kesin bir miktar(maktu) ücret belirlenir ve yılda bir defa alınırdı. Buna haraç derlerdi. Toprak sahibi, haraçlı toprağını isteyerek ekmemişse yine kendisinden haraç alınırdı. Toprağı ekmemesi bir özüre dayalı ise haraç alınmazdı. Haracı arazi kiraya verilirse haracı toprak sahibi verir. Haracı topraklardan alınan ücretler hazineye konur ve yol köprü, okul, cami ve milli savunma hizmetlerine harcanırdı.

Hukuk
Anadolu Selçukluları da Büyük Selçuklu Devleti gibi adalet işlerine büyük önem vermiştir. Selçuklu hukuku islam hukukuna dayanmakla birlikte, Türk örfi hukukundan da izler taşırdı. Adli teşkilat çok iyi işliyordu. Mahkemeler şer’i ve örfi olmak üzere iki kısma ayrılmıştı. Şer’i davalara kadılar bakardı. Kadıların verdikleri kararlar kesindi, değişmezdi. Kadıların ayrıca hayır ve vakıf işleri gibi görevleri vardı. Başkadı (Kad ilKuzat) Konya’da otururdu.

Başkadı, bütün şerl davalara bakan kadıları tayin ederdi. Kadılar iyi medrese öğrenimi görmüş kimselerdi. Kararlarında şeriata, örfi hukuka ve vicdanlarına göre hareket ederlerdi. Kadılar halk arasındaki ölüm, boşanma ve vakıf işlerine ait davalara da bakarlardı. Verdikleri karar bozulamaz, hemen yürürlüğe konulurdu. Ancak kadı haksız bir hüküm verir ve davacılar da onu şikayet ederlerse, o zaman diğer kadılardan oluşan bir heyet, verilmiş karan inceler, kararın haksız bulunması halinde durumu suliana iletirlerdi.

Ayrıca devlet memurları ile halk arasında cereyan eden davalara bakan, devlet emirlerine ve kanunlara uymayanları, siyasi suçluları, devlet düzenini bozmak isleyenleri yargılayan Divanı Mezalim bulunurdu. Bu mahkemenin başkanına Emiri Dad denirdi. Emiri Dad günümüz Adalet Bakanı gibidir.
Anadolu Selçuklularında olduğu gibi, Anadolu beyliklerinde de devletin işlerini yürüten bir divan bulunurdu. Bu divanın sahibine vezir veya sahibi azam denirdi.

Maliye
Selçuklu maliyesi kuvvetli temellere dayanıyordu. Nitekim devletin kalabalık ordusunun beslenmesi ve ülkenin bayındır hale getirilmesi, ancak kuvvetli bir ekonomi ve maliye ile mümkündür.
Selçuklu Devleti, Kösedağ Savaşı’na kadar kuvvetli bir maliyeye sahipti. Selçuklu Devleti’nin gelir kaynakları şunlardı:
1-Toprak ürünlerinden alınan öşür, Müslüman olmayanlardan alman cizye ve haraç.
2-Hayvan sürülerinden alınan vergi.
3-Madenlerin, tuzlaların işletilmesinden elde edilen gelir.
4-Devletin sınırlarına giren ve çıkan eşyalardan alınan gümrük vergileri.
5-Pazar yerlerinden alman vergiler.
6-Anadolu Selçuklu Devleti’nin üstünlüğünü kabul etmiş olan tznik ve Trabzon Rum imparatorluklannın ve Ermenilerin verdiği yıllık vergiler.
7-Savaşlarda ele geçen malların beşte birinden elde edilen gelir.
8-Sultanlara verilen cülus hediyeleri.
9-Kaçak malların müsadereleri ile para cezalarından elde edilen gelirler. Ordu Anadolu Selçuklu Devleti ve

Anadolu beylikleri, diğer Türk devletlerinde olduğu gibi, askeri teşkilata büyük önem vermişlerdi. Büyük Selçuklu ordusunun bir benzeri olan Anadolu Selçuklu ordusu da şu kısımlardan oluşmuştur.

1-Türkmenler: Selçuklu ordusunun temelini oluştururlardı. Bunlar her an savaşa hazır bir kuvvet durumundaydı.
2-Gülamlar (Hassa Kuvvetleri): Sultanının korunmasıyla görevli olup köle olarak satın almmış; hediye edilmiş ya da çeşitli milletlerden esir edilmiş ve eğitimden geçirilmişlerdi.
3-Tımarlı sipahiler: Anadolu Selçuklu ordusunun asıl önemli kuvvetini meydana getiren, Ücta (Tımar) sahiplerinin verdiği askerlerdi. Bunların hepsi Türk’tü.
4-Vassal devlet kuvvetleri: Bağlı devlet ve beyliklerin gönderdiği kuvvetlerdir.
5-Ücretli askerler: İhtiyaç duyulunca devletin sınırlan içinden ve dışından ücretle tutulan gayrimüslümlerden (başka dinden olanlardan) meydana gelirdi.
6-Gönüllüler: Din ve devlete hizmet etmek için savaş zamanlarında orduya katılan kimselerdi.

Anadolu Selçuklu ordusunun temelini Türkmenler oluştururdu. Fakat zamanla orduyu meydana getiren kuvvetlerde bazı değişiklikler yapıldı. Ordunun asıl önemli kuvvetini tımarlı sipahiler oluşturdu. Bunlar babadan oğula geçen devletin asıl askeri durumundaydılar. Hepsi Türk’tü. Bu düzen Anadolu beyliklerinde de uygulanmıştır.

Anadolu Selçuklu ordusunun özellikleri maddeler halinde şöyle sıralanmıştır:
1-Doğrudan Sultana bağlı kapıkulu askerleri, 35 bin civarında atlı ve yayadan ibaretti.
2-Önemli merkezlerde (Kayseri, Sivas, Harput, Niksar, Malatya, Erzincan, Niğde, Ladik ve Honas) bulunan kuvvetler ve bu merkezlere bağlı olan çevredeki tımar sahipleri, o merkezdeki subaşı unvanını taşıyan kumandanın emri altına girerdi.
3-İkta (tımar) sahipleri, topraklarının gelirine göre besledikleri atlı askerleri, ordunun toplanma yerlerine gönderirlerdi.
4-Sınırlardaki Türkmenler, ordunun keşif, akıncı, istihbarat ve vurucu gücünü oluştururdu. Bunlar uçlarda yerleşmiş Türk oymaklarıydı,
5-Savaş zamanlarında ihtiyaç duyuldukça, genellikle Türk kabilelerinden ve bazan da devlet sınırları içinde ve dışındaki kimselerden asker tutulurdu.
6-Selçuklu Sultanı istediğinde, bağlı (vassal) devletler de yardımcı kuvvetler gönderirlerdi.

Selçuklu ordusunun başkumandanına beylerbeyi veya melikül ümera, ordu kumandanlanna subaşı, bölgedeki alt birliklerin komutanlarına da serasker veya serleşker denirdi.Selçuklu ordusu doğuda ve batıda (Avrupa’da) kullanılan bütün savaş aletlerine sahipti. Orduda, devirlerinin en üstün teknik imkanları kullanılırdı.

Başlıca silahlar ok, yay, kılıç, hançer, süngü, kargı, topuz, gürz, balta, zırh, kalkan, “tüvenk” denilen tüfeğe benzeyen bir alet ve mancınıktı.

Donanma: Anadolu Selçuklu Devleti’nde, kara ordusuna önem verildiği kadar; denizciliğe de önem verilmiştir. GUneyde Antalya ve Alanya, kuzeyde Sinop limanlan alınmış ve ele geçirilen yerlerde donanma yapmaya çalışılmıştır.

Antalya, Alanya ve Sinop, hem liman, hem gemi kerestesi sağlamaya, hem de donanma yapımına uygun yerlerdi. Anadolu Selçuklulannda donanma komutanına reisülbahr denirdi.Türklerin Sinop’u fethetmeleri, Kırım sahillerine kadar gitmelerini ve Kuım’ı fethetmelerini sağlamıştı.

Sosyal ve Ekonomik Hayat
Sosyal Hayat
Selçuklu Türkleri Anadolu’yu fethedip yurt edindikleri zaman, Anadolu harap olmuş, şehirler yıkılmış, tarlalar bakımsızlıktan çoraklaşmışü. Türkler bu durum karşısında, çoğu eski Türk kabile isimlerini taşıyan yeni yeni köyler ve şehirler kurmaya başladılar.

Böylece Bizans döneminde canlılığını kaybeden Anadolu’da, Türklerin gelişiyle canlılık ve diri bir hayat başlamış oluyordu. Halkı genel olarak göçebelikten gelip Anadolu’ya yerleşmiş olan Selçuklu Türkiye’si, gerek siyasi hayatı, gerek ekonomik konumlan itibanyla asd kuvvet kaynağını köylü kitlesinden alıyordu. Bu kitle de etnik bakımdan Türkmendi.

Türk menşeli köylüler, “göçebe” ve “yerleşik” olmak üzere ikiye ayrılırdı. Göçebe Türkmenler hayvancılık, yerleşik olanlar da ziraat yapmaktaydılar. Selçuklular devrinde Anadolu’da yaşayan gayrimüslimlere (Müslüman olmayanlara) sosyal haklar tanınmış, himaye edilmiş ve hoşgörüyle davranılmıştır. Hristiyanlar, Bizans’ın baskıcı tutumundan kurtularak Türklerin hakimiyetine girmekten memnundular.



Anadolu Selçuklulan, Hristiyan ülkeleri fethedip, onların din adamlarınca da tasvip edilmiş, Sultan Alparslan’ın ve oğlu Melikşah’ın tavnnm aynısını tekrarlamış ve takdir topSamışlardır.(Bkz. Din)
Türklerin fetih ülküsü o kadar güzel işliyordu ki; “Türk askerinin fethettiği Anadolu’ya Türk köylüsü, Türk tüccarı, Türk zanaatkarı; kısacası Türk kurumları tam anlamıyla yerleşiyor ve yepyeni bir Türk hüviyeti (kimliği) kazandırıyordu.”

Anadolu, Türklerin yönetiminde öyle gelişti ki Anadolu’yu kasıp kavuran Haçlı ordulan dahi bu ahengi bozamadı, gelişmeyi durduramadı.Önemli merkezler olan Konya, Kayseri, Sivas, Niğde, Erzincan ve diğer. şehirlerde nüfus çoğaldı. Hayat gelişti ve zenginlik arttı.Şehirlerdeki halk çeşidi sosyal dilimlere ayrılıyordu. Bunlar; din alimleri, devlet memurlan ve askerler, tüccarlar ve sanatkarlardı.

Sanayi ve ticaretle uğraşanlar, her şehirde esnaf teşkilatına sahiptiler. Esnaf teşkilatına bağlı olanlar arasında sıkı bir meslek bağlılığı ile maddi ve manevi kontrol mekanizması vardı. Şehir çarşısında, her meslek erbabının yerleri ayrılmışa. Bunlar kendi kendilerine sıkı bir denetim uygularlardı.Her esnaf zümresinin başında “ahi” veya “Şeyh” denen bir yetkili bulunurdu. Ahi’nin başmda bulunduğu zümrenin işçileri, dini ve ekonomik bir ruhla birbirlerine bağlıydı.Türk köylüsünün durumu çok iyi idi. Hepsi toprak sahibiydi ve rahat yaşıyorlardı.

Ekonomik Hayat
Ziraat: Türkler, Anadolu’yu fethettikten sonra, bütün topraklan işleyerek bir avuç toprağın bile boş bırakılmasını önlemişlerdir. Türkmenler, zirai üretim sistemlerini yöre şartlarına uydurarak kısa sürede Anadolu’nun çehresini değiştirdiler.

Zirai üretimi artırmakta önemli bir yeri olan köylülere, işleyebilecekleri kadar toprak vererek, topraksız köylü bırakmadılar.Türkler, Bizanslılar döneminde, kendilerine zulmedilen ve ezilen Hristiyan çiftçilere arazi, çift hayvanı ve tohumluk dağıtarak, birkaç yıl vergiden muaf tutulmalarını sağladılar. Türklerin, insanlık ve sosyal adalete dayalı olan bu mükemmel yönetimi, Hristiyan halkını çok memnun etti. Bu idareye hayran olan, Bizans’ın zulüm ve baskıya dayanan idaresinden bıkmış olan köylüler de, isteyerek Selçuklu Türk hakimiyetine girmişlerdir.

Ticaret: Türkler, Bizanslılar döneminde gittikçe değerini kaybeden ve sönükleşen ticaret hayatına, büyük bir canlılık kazandırdılar. Akdeniz’de Antalya ve Alanya, Karadeniz’de Sinop gibi önemli ticaret limanlarına sahip oldular. Böylece Selçuklu Türkleri, İtalyan gemicileri aracılığıyla Akdeniz ve Karadeniz sahillerindeki devletlerle ticaret yapmaya başlamışlardır.

Karayolu kervan ticaretine de önem veren Türkler, yolların güvenliğini sağlamak ve dinlenmek için, konaklama tesisleri olan, kervansaraylar yaptırmışlardır.Devlet, ticaretin gelişmesi için pek çok haklar tanıdı. Ticarette devlet güvencesi anlayışını getirerek devlet sigortasını sağlamış oldular.
Avrupalılar Türklerle temas kurduktan sonra, Venedik ve Cenevizliler aracılığıyla sigortayı öğrenip ülkelerinde uygulamaya başladılar.

Bu ticaret anlayışı sayesinde, Anadolu’ya oluk gibi para akmış, bütün halkın geçim seviyesi yükselmiş ve müreffeh bir hayat sürülmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da kurulan Türk beylikleri de bu ticari hayatı canlı tutarak devamım sağladılar.

özellikle Anadolu’nun baüsında ve sahile yakın yerlerde kurulan beylikler, Adalar Denizi kıyılarındaki ticaret şehirleri ve limanları ele geçirdiler. Bilhassa “Menteşeoğullan, Saruhanoğullan ve Aydınoğullan çok önemli ticaret merkezlerini zapt ederek İtalyanlarla ticaret yaptılar. Bu ticaret sonunda zenginleşerek İtalya şehirlerinde kullanılan sikkeler bastırdılar.

İhraç ürünlerinin en önemlileri, tahıl, pamuk, ipek, halı, kilim, çeşitli kumaşlar ile at ve koyundu.
Gerek Anadolu Selçuklu Devleti, gerekse beylikler döneminde, Anadolu’nun ezici çoğunluğu MüslümanTürklerden meydana gelmişti. Müslümanlardan başka Ermeni, Rum ve Süryanilerden oluşan Hristiyanlar da bulunuyordu.

Devletin devamlılığına yönelik bir hareket olmadığı sürece, devlet hiçbir şekilde Müslüman olmayanlara müdahale etmezdi. Müslüman ahali dahi azınlık durumundaki Hristiyanlara karşı hoşgörü besliyordu. Devlet geniş bir inanç serbestliği tavrı içindeydi.

Fikir, Dil ve Edebiyat
Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilmesi, bölgenin kısa zamanda İslam dünyasının ilim ve fikir hareketlerinin içerisine girmesine sebep olmuştu. Büyük Selçuklu sultanları devrinde başlayan fikir harekeüeri, Anadolu Selçukluları zamanında da devam etti.

Sultanların ilim ve sanatı korumaları, bilgin ve şairleri gözetmeleri, Türkistan, İran, Mısır ve Suriye’den alimlerin Anadolu’ya gelmesini sağlamıştır. Bunların başlıcaları Muhyittin El Arabi, Sadrettin Konevi, Mevlana Celalettini Rumi, Kadı Siracettin, Necmettin Daye, Kadı Burhanettin Anevi, Hoca Dehhani’dir. Selçuklu Devletı’nin başlatmış olduğu fikir hareketleri Anadolu beylikleri döneminde de devam ettirildi.

Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra Anadolu beyleri de ilmi ve edebi hareketlerin koruyucusu ve teşvikçisi oldular. Anadolu hükümdarları cami, mescit ve türbelerin yanında, medrese, kütüphane, imaret ve misafirhaneler de yaptırmışlardır. Yaptırılan bu külliyeler, hem ilim adamlarının ders vermesi, hem de öğrencilerin tahsil yapma imkanını sağlardı.

Anadolu’ya yerleşen Türkler, Oğuz Türkçesiyle konuşmaktaydılar. Fakat zamanla Arap ve Fars dilleri, hem edebiyat dili, hem resmi dil ve hem de ilim dili olarak kullanılmaya başlandı, özellikle Arapça din dili, Farsça ise edebiyat dili olarak kullanıldı. Türk halkı Arapça ve Farsça’dan çok, anladıklan ve zevk aldıkları Türk dilini konuşuyor ve okuyordu. Türk halkı arasında zengin bir halk edebiyatı gelişmişti. Anadolu’nun fetih hareketi, ozanların dilinde destanlaşmıştı.

Battal Gazi, Danişment Gazi, büyük İslam kahramanlarından Hz. Ali’nin cenkleri, Ebu Müslim’in menkıbeleri zevkle okunup dinlenmekteydi. Fikir ve ilim adamlarının büyük bir çoğunluğu, Türk olmalarına rağmen eserlerini maalesef Farsça ve Arapça yazmışlardı. Edebi eserlerini Türkçe ile yazan Yunus Emre, Şeyyat Hamza, Hoca Dehhani ve Sultan Veled Türkçenin gelişmesine, Arapça ve Farsçanın karşısında günden güne kuvvetlenmesine yardımcı oldular.

Buna rağmen Kırşehirli tasavvuf şairi aşık Paşa, Türkçe divanında hala: “Türk diline kimesne bakmaz idi Türklere hergiz gönül akmaz idi Türk dahi bilmez idi bu dilleri / İnce yolu ol ulu menzilleri” kıtasıyla devrin aydınlarının Türkçeye sahip çıkmayışlarından şikayet ediyordu.

Selçuklular ve beylikler devrinde, Anadolu’ya Türk kültürü ve edebiyaü damgası vuruldu. Eserlerini Farsça yazmış olan Mevlana, Mesnevi’sinde;”Aslem Türkest egerçi Hindûguyem “Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür” mısraı ile Türklük sevgisini çok kuvvetli bir şekilde ifade etmiştir.

Yunus Emre, Türk halkının diliyle konuşmuş ve Türk Halk Edebiyatına öncülük etmiştir. Yunus’un bir şiirinden alınan aşağıdaki örnek, onun her zaman için Türk insanı tarafından anlaşılacağının en güzel kanıtıdır.

“Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var, biraz da sen oyalan”

Karamanoğlu Mehmet Bey’in yayınladığı bir fermanla Türkçeyi devlet dili olarak ilan etmesi, beylikler döneminde Türkçeye gerekli önemin verilmesini sağladı. Selçuklular ve beylikler dönemi, Anadolu Türk kültür ve edebiyatının geliştiği bir dönemdir.

Sanat
Türkler vatan yaptıkları Anadolu’ya, yalnız ordu ile değil, kültür, medeniyet ve kalıcı bir damga olan sanat eserleriyle yerleşmişlerdir. Orta Çağ’da inşa edilen TürkIslam sanatı, asırların yıkımına rağmen, halen bütün görkemiyle gözleri kamaştıracak durumdadır. Anadolu Selçuklulan ve Beylikler dönemi, sanat bakımından büyük bir canlılık gösterir.

Çünkü Türkler, gerek Anadolu Selçuklulan Devleti ve gerekse Anadolu Türk beylikleri döneminde, bir taraftan gaza ile uğraşırken diğer taraftan da Islamiyetin Türk sanat zevkiyle büyük sanat eserleri meydana getirmişlerdir. Bu sanat eserlerinin başlıcalan camiler, medreseler, türbeler, hamamlar ve kaplıcalar, darüşşifalar, çeşmeler, köprüler, imarethaneler ve tersanelerdir.

Selçuklulardan ilim, kültür, dil, edebiyat ve sanatı miras olarak devralan Anadolu beylikleri, Türk sanat anlayışını devam ettirdiler. Bu beyliklerin başında Karamanoğullan, Aydınoğullan, Menteşeoğullan, Karasioğullan ve Candaroğullan gelir.Anadolu’ya yerleşen Selçuklular, Anadolu’nun özelliğine uygun olarak mimari yapılarda taş kullanmış, taşı ve mermeri büyük bir incelikle dantel gibi işlemişlerdir. Bu mimari eserleri başlıca şu kısımlara ayırabiliriz:

1-İbadet yerleri
a-Camiler, b-Mescitler, c-Namazgahlar, d-Tekkeler
2-Medreseler
3-Türbeler
4-Hamam ve kaplıcalar
5-Kervansaraylar (Hanlar)
6-Darüşşifalar

İbadet Yerleri
Camiler: Sosyal kurumlann başında gelmekte olan camiler halkın toplu ibadet yerleridir. Türkler cami yapımına çok büyük önem vermiş, sanat kabiliyetlerini bu eserlerde göstermişlerdir.
En belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz. Erzurum, Diyarbakır, Bursa, Konya, Divriği, Kayseri, Mardin, Silvan, Niksar ve Van’da Ulucami; Sivas’ta Hisar Camii; Konya’da Alaettin Camii; Kırşehir’de Ahi Evran Camii; Niğde’de Sungurbey Camii, Candaroğlu Mahmutbey Camii, Yivli Minareli Cami ve tsa Bey Camileridir.

Mescitler: Camiden daha küçük ve minaresiz olan ibadethanelerdir. Şehir ve kasabaların mahalle aralarına yapılan mescitler, taştan olduğu gibi ahşaptan da olabilirdi.

Namazgahlar: Şehirlerin dışında ve kervan yollan üzerinde, namaz kılmak için, binasız ve açıktaki yüksekçe bir set üzerinde hazırlanan namaz yerlerine denir. Genelde namazgahların etrafına ağaç dikilirdi.

Tekkeler: Kurulan tarikatlara bağlı dervişlerin ibadet etmek ve zikir yapmak için toplandıkları yerlerdi.

Medreseler
Öğretim yapılan binalara medrese denirdi. Islami bir yapı olan medreselere Türkler Türk milletine has bir şekil vererek bir nevi kültür ocaklan yapmışlardı. Büyük Selçuklu Türklerinde olduğu gibi, Anadolu Selçuklulan ve Beylikler döneminde de medreseler, devlet eliyle kurulmuş, öğrenimin parasız olması ve yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır.

Çifte Minareli Medrese Erzurum
Anadolu Selçukluları, örnek eğitim ve öğretim kuruluşlan olan medreseleri, cazip hale getirmiş ve yaygınlaştırmıştır. Buralarda ilim edinen öğrencilere maaş bağlamış, onlann yeme, giyim ve korunmalannı sağlayarak medreseleri birer feyiz kaynağı haline getirmiştir. Bu medreselerde din ilimlerinin yanında din dışı ilimler olan matematik, geometri, tıp, astronomi vb. ilim dallanna da önem verildi.
Selçuklular ve beylikler döneminde yapılan başlıca medreseler şunlardır:

Konya’da: İnce Minareli Medrese, Altmaba Medresesi, Tacül Vezir Medresesi, Kemaliye Medresesi ve Karatay Medresesi;
Kayseri’de: HunatHatun Medresesi, Seracettin Medresesi, Hacıkılıç Medresesi;
Diyarbakır’da: Mesudiye ve Zinciriye Medresesi;
Erzurum’da: Yakutiye, Ahmed’iye ve Çifte Minareli Medrese;
Mardin’de: Ulucami, Şehidiye ve Zinciriye Medreseleri;
Malatya’da: Ulucami Medresesi;
Sivas’ta: Buruciye Medresesi;
Harput’ta (Elazığ): Eşediye Medresesi;
Alaca’da (Çorum): Hüseyingazi ve Karahisar Medreseleri;

Türbeler
Mezarların üzerine inşa edilmiş çatılı ve kubbeli yapılardır. Din ve devlet büyükleri için yapılan türbelerde, tek kişi yattığı gibi ailelerinin de yattığı olurdu. Anadolu’nun her tarafında görülebilen türbelerin başlıcalan:
Amasya’da:Halifet Gazi Türbesi,
Erzurum’da:Emir Saltuk Türbesi,
Konya’da:Kılıçaslan Türbesi,
Tercan’da:Mama Hatun Türbesi,
Yakutiye Medresesi: Erzurum

Hamam ve Kaplıcalar
İslam dininin üzerinde en fazla durdurduğu meselelerden biri olan temizlik işleminin, sıhhatli bir şekilde yapılabilmesi için göbek taşlı, terleme mahalli; dinlenme, kurulanma gibi bölümlerden oluşan sıhhatli hamam yerleri yapılmıştır.

Genelde hasta ve felçlilerin şifa için gittikleri, kendiliğinden şifalı sıcak sulan olan kaplıcalar tedaviye yönelikti. Anadolu’da inceleme yapmış İbni Batuta, tbni Sait, ElÖmeri ve Marko Polo’nun ifadelerinde üç yüzün üzerinde sıcak su hamamının bulunduğu söylenir. Hamamlar Anadolu’nun her tarafında mevcut olup kaplıcaların bugüne kadar devam edenleri ise: Diyarbakır, Çermik, Afyon, Elbistan, Siirt, Ayaş,Kızılcahamam, Haymana vb. dir.

Kervansaraylar (Hanlar)
Çardak Han – Denizli
Kervanları korumak, tüccarların ve yanlarındaki hayvanların istirahatini sağlamak için, yollar üzerinde inşa edilen ve bugünkü otellerin yerini tutan binalardır. Bunların büyüklerine kervansaray, küçüklerine ise han denirdi. Hanlarda, ahır, depo ve yatacak yerler bulunurdu. Han ve kervansaraylarda insanların yattıkları yerler ile eşya ve hayvanların muhafaza edildiği bölümler ayrıydı.

Bu yapılarda yolcuların her türlü ihtiyacı düşünülmüştü. Şadırvan veya çeşme ile mescit bulunurdu. Başlıca kervansaraylar; Antalya bölgesinde Kırkgöz Hanı, Susuz Han, Ertokuş Han; AntalyaDenizli arasında Ak Han, Çardak Han, Evdir Hanı; KonyaAksaray arasında Sultan Ham; Alaiye’de (Alanya) Şerefza Hanı; Kayseri yakınında Karatay Hanı; Tokat Pazarköyü yanında Hatun Hanı idi.

Darüşşifalar
Bugünkü hastanelerin yerini tutardı. En ünlüleri Kayseri, Sivas, Konya, Tokat ve Amasya darüşşifalandır. Darüşşifalarda çok sayıda doktor çalışır ve tıbba büyük önem verilirdi. Bünyelerinde akıl hastalan için tımarhane olarak adlandınlan bir bölüm bulunurdu.

Anadolu Selçukluları ve Anadolu beylikleri döneminde, yukanda belirtilen sanat eserlerinden başka çeşmeler, köprüler, imarethane ve tersaneler de yapılmıştı.Bunlann dışında resim ve süsfeme sanatı olan minyatür, oymacılık ve kakmacılık ileri gitmiş; çinicilik, halıcılık, dericilik gibi ustalık isteyen sanatlar da gelişmiştir.